Mecmûa-i Eş'âr

Burada Türk Edebiyatı'nın seçkin eserlerinden bir kısmını takdim ediyorum. Yeniliklerin çok yavaş gerçekleşiyor olmasından ye'se kapılıp takipten vaz geçmediğiniz takdirde, Türkiye Dışı Türk Edebiyatı'nın ve Klasik Türk Edebiyatı'nın başka örneklerini de görmeniz ihtimal dahilindedir.

Perşembe, Mart 31, 2005

Yahya Kemal Beyatlı - Râmî Mehmed Paşa'nın Gazel Matla'ını Taştir

Râmî Mehmed Paşa'nın Gazel Matla'ını Taştir

Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl etmez

Gönül hem bir devây-ı mutlak ister hem kabûl etmez
Felekden şâh-ı dârû verseler bir dem kabûl etmez
Yanar bir çöldür iklîm-i mahabbet dem kabûl etmez
O gülzârın ki âteşdir gülü şebnem kabûl etmez

Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı - İstanbul'u Fetheden Yeniçeriye Gazel

İstanbul'u Fetheden Yeniçeriye Gazel

Vur pençe-i Alî'deki şemşîr aşkına

Gülbangi âsmânı tutan pîr aşkına

Ey leşker-i müfettihü'l-ebvâb vur bugün
Feth-i mübîn-i zâmin o tebşîr aşkına

Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl içün
Gelmiş bu şehsüvâr-ı cihangîr aşkına

Düşsün çelengi Rûm'un eğilsün ser-i Firenk
Vur Türk'ü gönderen yed-i takdîr aşkına

Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
Fecr-i hücûm içindeki Tekbîr aşkına

Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı - Çamlıca Gazeli

Çamlıca Gazeli

Biz şi'ri böyle söyledik ağyâr söylesün

Hem dost söylesün bunu hem yâr söylesün

Renk aldı özge âteşimizden şerâb ü gül
Peymâne söylesün bunu gülzâr söylesün

Mızrab-ı tab'ımız sözü kalbetti besteye
Hem beste söylesün bunu hem kâr söylesün

Esrâr-ı nazmı şerhedemez akl-ı dünyevî
Eflâke perr ü bâl açan efkâr söylesün

Bîgâneler bu sâhada mâzûrdur Kemâl
Erbâb-ı zevk şi'rimi her bâr söylesün

Yahya Kemal Beyatlı

Çarşamba, Mart 30, 2005

Yahya Kemal Beyatlı - Hatırlatan

Hatırlatan

Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi,

Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın.

Mâzî yosunla örtülü bir göl ki yok dibi,
Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.

Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?

Keskin bir özleyişle hayâl-ettiren nedir,
Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?

Ey sevgi anladım bu uzaktan sadâ ile,
Ömrün yegâne lezzetidir hâtıran bile.

Yahya Kemal Beyatlı

Yahya Kemal Beyatlı - Gece

Gece

Kandilli yüzerken uykularda

Mehtâbı sürükledik sularda.

Bir yoldu parıldayan, gümüşten,
Gittik... Bahs açmadık dönüşten.

Hulyâ tepeler, hayâl ağaçlar...
Durgun suda dinlenen yamaçlar...

Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gaaip bir mûsıkîydi sanki.

Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,
Rü'ya sona ermeden şafakta...

Yahya Kemal Beyatlı

Salı, Mart 29, 2005

Yahya Kemal Beyatlı - Çubuklu Gazeli

Çubuklu Gazeli

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın

Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın

Âgûş-ı nev-bahârda hâbîdedir cihân
Sürsün sabâh-ı haşre kadar hâb uyanmasın

Dursun bu mûsıkî-i semâvî içinde sâz
Leyl-i tarabda bir dahi mızrâb uyanmasın

Ey gül sükûta varmağı emreyle bülbüle
Gülşende mest-i zevk olan ahbâb uyanmasın

Değmez Kemâl uyanmağa ikmâl-i ömr içün
Varsın bu uykudan dil-i bîtâb uyanmasın

Yahya Kemal Beyatlı

Pazartesi, Mart 28, 2005

Hüseyin Baykara'nın Yahşı Kal Redifli Gazeli

Gazel *

Âh ile azm eyledim râzımga mahrem yahşı kal
Derd ile ayrıldım ey derdime merhem yahşı kal

Hizmetingde cân u könglümni koyup azm eyledim
Ey köngülge mûnis ü cânımga hemdem yahşı kal

Gerçi hicrânıngda kalmas rûh u cismimdin eser
Sin selâmet bolgıl ey rûh-ı mücessem yahşı kal

Min barım sin yâr allıda kalursin ey köngül
Mini rüsvây eyleding rüsvây-ı âlem yahşı kal

Hayır-bâdıngdın Hüseynî tilbe bolmış ey perî
Dimesün yârıga hîç ferzend-i âdem yahşı kal

Sultan Hüseyin Baykara


*İskender Pala, Bu Mecliste Siyaset Konuşulabilemez,Türk Edebiyatı, Sayı 325, Kasım 2000, s. 10-12.

Bâbür Şah'ın Tapmadım Redifli Gazeli

Gazel

Cânımdın özge yâr-ı vefâdâr tapmadım
Könglimdin özge mahrem-i esrâr tapmadım

Cânım dik özge cân-ı dil-efgâr körmedim
Könglüm kibi köngülni giriftâr tapmadım

Ösrük közige tâ ki köngül boldu mübtelâ
Hergiz bu tilbeni yana hüsyar tapmadım

Nâçâr firkati bile huy etmişem nitey
Çün vaslıga özümni sezâvâr tapmadım

Bârî baray işikige bu nevbet iy köngül
Niçe ki barıp işikige bâr tapmadım

Bâbür özüngni örgete kör yârsız ki min
İstep cihânı munça kılıp yâr tapmadım

Bâbür Şah

Nihal Atsız - Özleyiş

Özleyiş

Özledim... Yanıklık canıma değdi...

Özledim, günlerce daha özlerim.
Hasret türkü olsa, ben onu çalsam
Kırılıp giderdi nice sazlarım...

Yatın ümitlerim, uykuya yatın!
Bitin hasretlerim, tükenip bitin!
Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin;
Onunla dikleşir bütün düzlerim.

Yanımda sanarım, bakarım düştür;
Güldüm zannederken, gözlerim yaştır.
Umduğum ne varsa hepsi de boştur;
Yine de bekliyor onu gözlerim.

Sazlar var: Durmadan gurbeti çalar;
Hayal var: Gözümü, gönlümü çeler.
İçimde bir bülbül şakıyıp çiler:
Özledim, yıllarca daha özlerim...

Nihal Atsız

Nihal Atsız - Korku

Korku

Bir lâhza uzaktan seni görmem

Hasretle yanan bağrıma bir damla su oldu.

Sensiz geçerek ruhu karartan koca bir yıl
Hissiz ve hayatsız bir ölüm uykusu oldu.

Ömrümdeki en korkulu endîşe ve duygu
Sensiz yaşamak korkusu oldu...

Nihal Atsız

Arif Nihat Asya - Yol

Yol

Kendine yorma herşeyi...

Kendi için güzel, iyi...
Zorlamadan mesâfeyi,
Yolları sıkmadan yürü!

Hükmü mü var boyun, enin?
İçten açıksa yelkenin
Yollar içindedir senin
Yollara çıkmadan yürü!

Hiç kıyılır mı basmağa
Lâleye, gülle zambağa...
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü!

Sormadan Aslı semtini
Doldur ışıkla testini...
Yen bu güreşte kendini;
El seni yıkmadan yürü!

Bir şakadır sıcak, soğuk...
Köprü yıkık ve yol bozuk
Olsa da, ey garip çocuk,
Sen -yine- bıkmadan yürü!

Ellere örtü gömleğin...
Gölge kuşan, güneş giyin...
Kuytularında isteğin
Şimşeğin çakmadan yürü!

Ufka düşen karaltıda
Bir gibidir yapıyla dağ...
Çevre karanlık olsa da
Lâmbanı yakmadan yürü!

Uyku ne uykusuzluğa?
Korku ne korkusuzluğa?
Artık, alış susuzluğa;
Artık acıkmadan yürü!

Yolcu kıyar mı basmağa
Lâleye, gülle zambağa...
Öyle hafifle, toprağa
Gölge bırakmadan yürü!

Arif Nihat Asya

Cumartesi, Mart 26, 2005

Arif Nihat Asya - Marş

Marş

Gök mavi, başak sarışın...

Tadı, ne güzel barışın!
Karları ılık olacak
Yarın yuvalarda kışın.

On altı yaş kucağına
Koşabilir yirmi yaşın
Kanadları üzerinde
Aşkın, dileğin, alkışın.

Gök mavi, başak sarışın...
Tadı, ne güzel barışın!
Fakat senin on savaşa
Değer, ey yurt, bir karışın!

Arif Nihat Asya

Arif Nihat Asya - Kubbe-i Hadrâ'dan

Kubbe-i Hadrâ'dan

İçsen bu sudan, bir daha, dostum; susamazsın...

Bir hâl gelir... ağlayamazsın, susamazsın!

Arif Nihat Asya

Arif Nihat Asya - Aynalar

Aynalar

Zühre'den, Aslı'dan ve Leylâ'dan

Yetişir aşka aynalarda kalan!

Arif Nihat Asya

Ahmedî'nin Yoh Redifli Gazeli

Gazel

Gel gel ki senden ayru bu ayşun safâsı yoh
Hoş görelüm bu ömri ki dehrin vefâsı yoh

Bir dem bu ömr dadını zevk ile virelüm
Elden gelür iken ki cihânun bekâsı yoh

Yegrekdürür hezâr riyâ ehli sôfiden
Bir sâfi ışk eri kim işinde riyâsı yoh

Ol yâr vaslını kıluram dâyimâ heves
Dünyada gönlümün dahı ayruk hevâsı yoh

Sabr eyle ışk derdine çâre diler isen
K'ol derde çâre sabrdur ayruk devâsı yoh

Işkun yolında menzile nicesi iriser
Ol kim belâ vü mihnete sabr u rızâsı yoh

Her kim bu yolda varlığını terk eyleye
Bir ömr-i câvidan bula anın fenâsı yoh

Ma'şukaya vaslını dileyen cevre sabr ide
Dünyâda rahat ola mı k'anın anası yoh

Çok haste dil esîri var ol câzu gözlerin
İllâ ki Ahmedî bigi müptelâsı yoh

Ahmedî

Cuma, Mart 25, 2005

Ahmedî'nin Gazeli (Didüm şehâ nedür)

Gazel

Didüm şehâ nedür dudağın didi lâ'l-i nâb
Didüm nedür dişün didi kim lü'lüy-i hoşâb

Didüm tenün nedür didi kim mâhtâb-ı bedr
Didüm yüzün nedür didi kim şem'i âftâb

Didüm eyit ki gamzen ü zülfün ne işdedür
Didi bu canlar alır u ol din ider harâb

Didüm ki çâre nola ki irem visâline
Didi ki varlığını gidere k'oldürür hicâb

Didüm ki fürkatünde nice yanam inleyem
Didi ki sûz ü nâlesiz olmaz ney ü rübâb

Didüm ki şem' bigi yanaram nedür devâ
Didi gözünden ola meğer ana feth-i bâb

Uyımazam gözüm ki hayâlün göre didüm
Didi hayâldür ana kim âşık ola hâb

Didüm şitâb itme ki irem visâlüne
Didi ki ömr nice ola k'itmeye şitâb

Ağzun ne noktadur didüm eydür ki Ahmedî
Candan suâl eyleyene teng olur cevâb

Ahmedî

Ahmedî'nin Sabâ Redifli Gazeli

Gazel

İlet benim selâmumu dildâre iy sabâ

Arz eylegil peyâmumı ol yâre iy sabâ

Dağıt benefşe saçları gül yanağ üstine
Saçgıl abîr ü anberi gülzâre iy sabâ

Pinhân var yârün tapusına varır isen
Gösterme kendüzini sen ağyâre iy sabâ

Çün gizlü râzuma seni ben mahrem eyledüm
Billâh itme zârumı deyyâre iy sabâ

Biçâreligümi benüm ol yâre arza kıl
Bâşed ki bula derdüme bir çâre iy sabâ

Vuslat güline irmez elüm pes nicesi ben
Bunca tahammül eyleyem ol hâre iy sabâ

Digil ki Ahmedî'ye nice zahm urasın
Gammâz gamzelü gözi mekkâre iy sabâ

Ahmedî

Ahmed Paşa'nın Yazmışam Redifli Gazeli

Gazel

Sernâme-i mahabbeti cânâne yazmışam

Hasret risâlesin varak-ı câne yazmışam

Nâlişlerini derd ile bîçâre bülbülün
Bâd-ı sabâ eliyle gülistâne yazmışam

Zülfün hikâyetin gönülde misâl edip
Gam kıssasın levh-i perîşâne yazmışam

Resmetmişim gözümde hayâlini gûyiyâ
Nakş ü nigârı sâgar-ı mercâne yazmışam

Tâb-ı rûhumla sûzunu yazarken Ahmed'in
Şevkinden odlara tutuşup yane yazmışam

Ahmed Paşa

Ebyât

Beyit ve Mısralar

Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur
(Yahyâ Bey)

Talii yâr olanın yâri sarar yaresini
(İzzet Molla)

Buna kim âlem-i imkân derler
Olmaz olmaz deme olmaz olmaz
(Lâedrî)

Göz yum cihâna aç gözünü dem gelir geçer
Sen göz yumup açınca bu âlem gelir geçer
(Abdülhak Molla)

O gül-endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
(Vâsıf)

Ayıtdı ol perî bir gün düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdir görmedim uyku
(Zâtî)

Çeken piyâleyi pâ-der rikâb olup gidiyor
Gelen bu meclise mest ü harâb olup gidiyor
(Şeyh Galib)

Eğerçi köhne metaız revacımız yoktur
Revaca da o kadar ihtiyacımız yoktur
(Nâbî )

Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir
(Nabî)

Neşve tahsîl ettiğin sâgâr da senden gamlıdır
Bir dokun bin âh dinle kâse-i fağfurdan
(Âlî Bey)

Bir mevsim-i bahârına geldik ki âlemin
Bülbül hamûş, havz tehî, gülsitân harâb
(İzzet Molla)

Bir kerre dokunsan teline sâz-ı derûnun
Bin türlü nevâzişle düzelmez bozulunca
(Râgıb Paşa)

Gâh safâ buldu gönül âyinesi gâh keder
Böyledir hâl-i cihân böyle gelmiş böyle gider
(Kâtibî)

Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
(Selimî)

Hûbân-ı bî-vefâ gibi dehr-i desîse-bâz
Nâz ehline niyaz eder ehl-i niyâza nâz
(Cevdet Paşa)

Bir şu'lesi var ki şem'-i cânın
Fânûsuna sığmaz âsmânın
(Şeyh Gâlib)

Ya seferdir ya tahammül anla aşkın çâresi
(Nedîm)

Zülfün görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı
(Osman Nevres)

Kimsesiz hiç kimse yok herkesin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey kimsesizler kimsesi
(Rûşenî)

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra
Döner vefk-i merâm üzre felek ammâ neden sonra
(Mezâkî)

Şeb-i yeldâyı muvakkitle müneccim ne bilir
Mübtelây-ı gama sor kim geceler kaç saat
(Sâbit)

Kitâb-ı hüsnünü şerh eyledi sabâ ammâ
Bana mebâhis-i gîsûsu muhtasâr geldi
(Cevdet Paşa)

Hemdemim sâyemdürür akşam olıcak âh ile
Okumazsam mum ile ol dahi gelmez yanıma
(Zatî)

Ben şehîd-i tîg-ı aşk oldukda râh-ı yârda
Yumadan defn eyleyin tenden gubârı gitmesin
(Fuzulî)